Test yayınındadır. Hataları info [@] mesopotamia.travel adresine bildiriniz.

Deneyimler

Benzersiz deneyimlere hazır mısınız?

“Her şeyin başladığı yer” Mezopotamya, misafirlerine benzeri olmayan, heyecan verici deneyimler yaşamayı vadediyor. Bu topraklarda dünyanın en güzel gün batımını izleyebilir, baklava yapımına katılabilir, nesli tükenmekte olan kelaynak kuşlarını görebilir ya da dünyanın sonunu ziyaret edebilirsiniz!

*Dünya’da Güneş’in doğuşu ve batışının en görkemli gerçekleştiği ve en güzel izlendiği yerlerden biri, Kommagene Kralı I. Antiochos’un kendisi için yaptırdığı, 2150 metre yükseklikteki Nemrut Dağı’nın zirvesindeki tümülüs mezarının olduğu yerden, Nemrut’ta güneşi selamlayın…

*Mezopotamya’ya hayat veren nehirlerin büyüğü olan; ama önü barajlarla kesilen Fırat’ı en güzel görebileceğiniz yerlerden biri Şanlıurfa ile Adıyaman arasındadır. Bozova Şelalesi civarında Fırat Nehri’ne ayaklarınızı sokabilir ve bu uygarlığa hayat vermiş kutsal nehre dokunabilirsiniz. Yine en güzel Fırat Nehri fotoğraflarını da burada çekebilirsiniz.

Fırat’ın kenarındaki Kızılin Köyü’nden teknelere binip Göksu Deresi’nin ağzına kadar Fırat boyunca yolculuk edebilirsiniz.

Bu bereketli topraklara can veren Fırat Nehri ile tanışmadan Mezopotamya’dan ayrılmayın.

*Uçsuz bucaksız zeytin bahçeleriyle dolu Kilis’te geleneksel yöntemlerle zeytinyağı nasıl sıkılır görmek ister misiniz?

Kilis’te sonbahar ayları biterken iyice olgunlaşan zeytinler toplanır ve sıkılmak üzere fabrikalara getirilir. Fakat geleneksel yöntemle sıkılan zeytinler fabrikaya değil, “mahsara” denen zeytinyağı işliklerine getirilir. Dink taşı denen taşın ezdiği zeytinlerden çıkan yağ en eski, geleneksel yöntemle yapılmış zeytinyağıdır. Tek fark eskiden dink taşını döndürmesi için at, eşek ya da katırlar kullanılırken bugün bu işi motor gücü yapıyor.

Kasım ayı ortasından itibaren Kilis’te mahsarayı ziyaret edip zeytinyağının nasıl sıkıldığını görebilirsiniz.

*Tüm dünyada tanınan Antep baklavaları nasıl yapılıyor hiç merak ettiniz mi? Pazartesi hariç her gün saat 14.00’te, Antep’te Tarihi Millet Hanı’nda yufka, sadeyağ, fıstık ve şıranın bu inanılmaz buluşmasını izleyebilirsiniz.

Yufkanın açılışı ile başlayıp baklava fırına verilene kadar olan süreç yaklaşık yarım saat sürüyor. Pişmesini ve şıra dökümünü de beklediğiniz takdirde baklava yapımı için yaklaşık 1 saatinizi ayırmanız gerekli. Burada sadece baklava yapımını izlemekle kalmayıp baklava tadabilir ve satın da alabilirsiniz.

Belki bu lezzetli deneyimden sonra siz de sevdiklerinize baklava hazırlayabilirsiniz, kim bilir!

*Batı, Ortaçağ karanlığını yaşarken İslam Dünyası bir aydınlanma içindeydi ve dünyada bilimin merkeziydi. Arapçaya çevrilen Eski Yunanca eserlerin de yardımıyla İslam Bilimi Ortaçağ’da büyük atılım göstermişti. Mezopotamya’nın farklı bölgeleri de atılımın yaşandığı coğrafyalar arasındaydı.

Antep’teki İslam Bilim Tarihi Müzesi, İslam’ın o altın çağına ışık tutuyor. Müzede tıp, kimya, fizik, astronomi, harita ve denizcilik bölümlerine ait eserler sergileniyor. O dönemin 54 bilim insanının 103 icadını müzede görebilmek ve  bazı icatları birebir kendinizin deneyimleyebiliyor olması mümkün.

*Rivayet edilir ki Eyüp Peygamber Allah'a: "Allah'ım! Vücudumu hastalıktan zayıflık ve takatsizlik kapladı. Sana zikir ve taâde mecalim kalmadı merhamete muhtaç bir hale geldim. Sana sığındım, bana merhamet et! Sen ise merhametlilerin en müşfikisin ey Rabb'im !" diye dua etmiş.

Allah, sevgili kulu Hz. Eyüp’ün duasını kabul etmiş. Topuğunu yere vurmasını, çıkacak olan su ile yıkanmasını ve bu soğuk suyu içmesini emretmiş. Hz. Eyüp emri yerine getirmiş ve topuğunu yere vurmuş. Oradan hemen mucizevî soğuk bir su fışkırmış.

Hz. Eyüp bu serin suda yıkanmış ve sudan içerek vücudunun hem içini, hem dışını onunla temizlemiş. Böylece hastalıklardan kurtulmuş.

Bu su kaynağı şehir merkezindeki Eyüp Peygamber Makamı’nda "Şifalı Kuyu" olarak bilinen yerdir.

Makamı ziyaret ederek Hz. Eyüp’ün hikâyesini dinleyip buradaki şifalı sulardan içmeden, dua etmeden Urfa’dan ayrılmayın

*Mezopotamya’nın doğal kaynaklarının insan eliyle ürüne dönüştürülebildiği çok az yer kaldı. Bunlardan bir tanesi de Şanlıurfa’da bulunan Geleneksel El Sanatları Merkezi.

Ağaç yontma, çulha, ipek dokuma, keçe, telkâri, mozaik, kürkçülük, kazazlık (ipek iplikçiliği), halı / kilim dokumacılığı gibi, bir zamanlar Mezopotamya insanının tüm ihtiyaçlarını el emeği ile karşılayan sanatlarla ile bu merkezde tanışabilirsiniz.

Merkezde bu el sanatlarının nasıl yapıldığını görmenin yanı sıra üretilen el emeği göz nuru ürünlerden satın alabilir, çay-kahve içebilir ve işin ustalarından bu sanatların ilmini dinleyebilirsiniz.

Zamana direnen el sanatları ile tanışmak için Mezopotamya’yı ziyaret etmelisiniz.

*Kendi hazırladığınız ciğer ya da kuşbaşı dürüm yemek ister misiniz? Urfa’da Haşimiye Meydanı’nda bulunan tüm ciğercilerde kendi dürümünüzü yapabilirsiniz.

Bu ciğercilerde taburelerde oturulur ve sehpa yüksekliğinde masalar vardır. Masaların üzerinde dürümünüzün içine koyacağınız soğan, maydanoz, nane, biber, sumak vb. malzemeler sunulur.

Size bir kesme tahtası ve bıçak verilir. Ciğeriniz pişerken siz de dürümünüzün içine koyacağınız soğanı ve maydanozu doğrar, baharatlarını atar ve dürümünüzün salatasını hazırlarsınız.

Ciğeriniz piştiğinde bir açık ekmek içinde size gelir ve siz de damak zevkinize göre dürümünüzü hazırlar, dürer ve afiyetle yersiniz. Kendi dürümünüzü kendiniz hazırladığınız için şüphesiz ki çok daha lezzetli olur.

Şimdiden afiyet olsun!

*Binlerce yıl öncesine gidip bir kervan tüccarı olmak ister misiniz? Harran’da, geleneksel Harran Evleri’nin yanında, yöresel kıyafetlerle deveye binerek kendinizi bir Ortaçağ tüccarı gibi hissedebilirsiniz.

Bu masalsı deneyim için sizi Mezopotamya’ya çağırıyoruz…

* “Kelaynaklar geldi mi gök kelaynaklardan kararır” der Birecik’in eskileri. Bugün tüm dünyada son 150 tane kelaynak kuşu kalmış. Bu kuşlar sadece Şanlıurfa’nın Birecik ilçesinde Fırat Nehri kenarında yaşıyorlar. Kelaynakları Birecik ilçe merkezinin yaklaşık 3 km. kuzeyinde bulunan Kelaynak Üretim Merkezi’nde görebilir ve istasyonun gönüllü rehberi Mustafa Çulcuoğlu’ndan kelaynakların hikâyesini dinleyebilirsiniz.

*Güvercin Urfa’da bir tutkudur. Cins cins güvercinler beslenir, her akşamüzeri uçurulur, çeşitli takılarla süslenir ve alınır satılır.

Eski Urfa’da tarihi çarşıların içinde bulunan Kuş Pazarı’nda her akşam saat 19.00’da güvercinler ihale usulü el değiştirir. Girişin 1 TL, çayın sınırsız olduğu güvercin ihalesinde güvercinin güzelliğine, cinsine, marifetlerine göre fiyat teklifleri havada uçuşur.

Güvercin ihalesi, başka bir yerde göremeyeceğiniz, eşsiz bir tecrübedir.

*Keçi Burcu Mardin Kapı yakınlarında olup Diyarbakır sur duvarının en eski ve en büyük burcudur. Buradan bir zamanlar tüm Diyarbakır’ın sebzesinin meyvesinin geldiği Hevsel Bahçeleri, Mezopotamya tarihine şekil veren Dicle Nehri, en az 1000 yıllık On Gözlü Köprü ve Suzan Suzi türküsünde geçen Kırklar Dağı muhteşem görünür. Keçi Burcu insana muazzam bir tarihin parçası olduğunu hissettirir.

Keçi Burcu’na çıkarak bu eşsiz manzarayı mutlaka izleyin.

*Diyarbakır’ın sembollerinden biri olan Ulu Camii, İslam dininin 4 mezhebinin beraber namaz kıldığı ender camilerden biridir.

Binlerce yıllık bir inanç merkezi olan Ulu Camii özellikle Cuma namazlarında Mezopotamya inançlarından İslam’ın 4 mezhebini bünyesinde buluşturur. Barış ve hoşgörünün sembolü Ulu Cami inananlar için namaz kılınması gereken ender yerlerden biridir.

*El-Cezeri (1136-1206), İslam Rönesansı’nın simge isimlerinden bir bilim insanıdır ve robotiğin babası olarak bilinir.

Aslen Cizreli olan El-Cezeri Diyarbakır’da hüküm süren Artuklu Hükümdarlığı zamanında çeşitli icatlara imza atmış ve “Mekanik Hareketlerden Mühendislikte Faydalanmayı İçeren Kitap" adında da bir eser vermiş. Bu eser daha sonra batı dillerine çevrilmiş ve sanayi devriminin makine mucitlerine temel kaynak olmuş.

Diyarbakır Ulu Camii avlusunda El-Cezeri’nin tasarladığı bir güneş saati bulunur. 800 yıllık bu tasarıma bakarak zamanı tahmin etmeye çalışmadan Ulu Cami’den ayrılmayın. 

*Hareketli sütunları döndürün! Nasıl yani demeyin. Mesudiye Medresesi Ulu Cami’nin kuzey kanadı, doğu yarısında camiye bitişik olarak yer alır. Diyarbakır'da yapılan ilk büyük medresedir. En eski tarihli kitabesinden öğrenildiğine göre medresenin yapımına 1198 yılında Artuklu Meliki Ebu Muzaffer II. Sökmen (1200) zamanında başlanmış, Muzaffer Sökmen ve ondan sonra göreve gelen Melik Salih Nasırüddin Mahmud’un ölümü nedeniyle yapım, 32 yıl sonra Melik Mesud lakaplı Mevdud zamanında 1223 yılında tamamlanmıştır. Bu medresenin inşası Melik Mesud döneminde bitirildiği için Mesudiye adıyla bilinir.

Medresenin avlusundaki mihrabın iki yanına yerleştirilmiş iki adet döner taş sütun vardır. Bu sütunlar olabilecek bir depremde binada meydana gelebilecek çökmeyi tespit için konulmuş. Yaklaşık 800 yıldır ayakta olan bu yapının sütunlarını elinizle çevirip, bu statik ve sanat harikası yapıyı yerinde inceleyebilirsiniz.

*Dengbej, Kürtçe deng (ses) ve bej (anlatım) kelimelerinin birleşimiyle oluşmuştur ve "sözlü anlatım" anlamına gelir. Sözlü anlatımda usta olan Kürt ozanlarına dengbej denir.

Olağanüstü bir ses kullanımı gerektiren söyleme biçimi ve ahenkli bir mey eşliğinde dengbej dinlediğinizde ister istemez hüzünlenir, burkulur, durulur, düşünür ve uzak diyarlara gidersiniz. Dengbejler genelde Kürt halkının acılarını, yaşadıkları trajedileri konu edinir.

‘DengBej Evi’ işte bu Kürtçe makamlı söylenen hikâyeleri dinleyebileceğiniz, dengbejlerle konuşabileceğiniz bir yerdir.

Diyarbakır’da dengbej dinleyerek uzaklara dalın, bu özel yerel sanatçıların eşsiz eserlerini yerinde dinleyin.

*Asur Kralı I. Tiglat Pilaser Kuzey Mezopotamya Seferi esnasında ordusuyla Lice yakınlarında Birkleyn Su’ya kadar gelir ve Dicle Nehri bittiği için dünyanın sonuna geldiğini bildirir. Mağara duvarlarında Asur kralları I. Tiglat Pilaser (MÖ 1114 - 1076) ile III. Salmanassar’a ait kaya kabartmalar ve çizi yazısı yazıtlar bulunur. Yazıtlardan birinde III. Salmanassar “Dicle’nin kaynağına adımı yazdım” der. I. Tiglat Pilaser ise Dicle’nin kaynağına geldiğinden buraya “Dünyanın Sonu” adını vermiştir.

Dicle’nin sularının geldiği mağaraların yaklaşık 200 metre yukarısında ise devasa büyüklükte başka bir mağara daha bulunmaktadır. Mağara yaklaşık 350-400 metre kadar dağın içine devam etmektedir.

Bu enfes doğa harikasını görmek, biraz serinlemek ve en önemlisi en az 3000 yıllık bir tarihe tanıklık etmek için ‘Dünyanın Sonu’ Birkleyn’i görün.

*Madene işlenen bir masaldır telkâri. El işi göz nuru olan bu sanatın tarihi Mezopotamya ile yaşıt olup MÖ 3.000’lere kadar uzanır.

Telkâri, gümüş ya da altından yapılan ince tellerin ilmek ilmek bükülüp işlenmesiyle oluşturulur. Telkari işleyenler genelde Süryaniler olup, telkâri atölyeleri Mardin merkez ve Midyat’ta bulunur.

Mardin Müzesi’nin hemen yanındaki Suphi Usta Mardin’de bu sanatı icra edenlerin en eskilerinden olup, halen çırak yetiştirmektedir. Yolunuz düşerse Suphi Usta’nın atölyesine uğrayıp sabır ve zarafet gerektiren bu sanatı yerinde inceleyebilirsiniz.

*Mezopotamya’nın kadim halklarından Süryaniler, beş bin yıldır bağlarda ürettikleri besin değeri yüksek üzümleri ev ortamında hiçbir katkı maddesi kullanmadan geleneksel yöntemlerle şarap haline getiriyor. Süryaniler, bu kültürlerini binlerce yıldır koruyor.

Hristiyan inancına çok bağlı olan Süryaniler için şarap kutsaldır. Müslümanlarla birlikte yaşadıkları için şarap yapım tekniği de gelişmemiş ve geleneksel olarak kalmış. Özel yapım küplere doldurulan bu şaraplar mahzenlerde 45 ila 60 gün bekletilerek o eşsiz tadına ulaştırılıyor.

Özellikle bir tür yabani kiraz olan mahlep aromalı şaraplar çok meşhurdur.  Mardin’den enfes Süryani şaraplarından tatmadan ve almadan dönmeyin.

*Tarihi madeni paralara sikke denir. Mardin Müzesi’nde 1 TL karşılığında sikke basım aletinin başına oturup çeşitli Mezopotamya uygarlıklarına ait tarihi sikkeleri kendiniz basabilir ve bir Mardin hatırası olarak saklayabilirsiniz.

*Latifiye Camii ya da Abdullatif Cami 1314’de Artukoğulları’ndan Melik Salih ve Melik Muzaffer’in adamlarından Abdullatif Bin Abdullah tarafından yaptırılmıştır. Mardin kent meydanının hemen batısında bulunan cami, Artuklu mimari ve sanatının sembollerinden biridir.

Bu caminin avlusunda gelen misafirlere çay ikram edilir. Bu avluda çay içip cami imamı ve cemaati ile sohbetler edebilir, Latifiye Camii, Mardin ve İslam tasavvufu üzerine bilgi edinebilir, Mardin sıcağında cami avlusunda biraz soluklanıp dinlenebilirsiniz.

*Mardin’de 2. caddeye daha yakın kentin Marıstan (Mesken) mahallesinde bulunan Emüneddin Külliyesi cami, medrese, hamam ve çeşmeden oluşan bir yapıdır. Halk arasında buraya ‘Marıstan’ da denir. Anadolu’da külliye şeklinde inşa edilen ilk yapı topluluklarından olup aynı zamanda en erken tıp ve şifahane örneklerinden de biridir.

Yemyeşil ağaçlarla kaplı avlusu Mardin’in korkunç sıcağında bir vaha gibidir. Avluya girer girmez sıcaklık en az 5-6 derece düşer. Ağaçların sağladığı bu serinlikte saatlerce oturmak istersiniz. Cuma camisi olarak inşa edilen cami dikdörtgen şekillidir. Külliyenin ön tarafında, caminin üzerinde teras vardır. Buradan çok güzel bir Mardin manzarası izlenir. Külliyenin imamı ve cemaati ile sohbet edilebilir.

*Bir Süryani ayinine katılın… Süryaniler de tıpkı Müslümanlar gibi günde 5 vakit ibadet ederler.  Mardin’de bu ayinlerden birine katılabilir, ayini izleyebilir, ilahileri dinleyebilir ve ayinden sonra kilise görevlilerinden Süryani inancı ve Süryani kültürü üzerine bilgiler alabilirsiniz. Saygı gereği Süryani kiliselerinde kadınların başını bir örtü ile örtmesi, kısa şort / etek gibi giysiler giymemesi gerekir. Yine kilisede yüksek sesle konuşmamaya, cep telefonlarını kapalı tutmaya ve kilisedeki görevlilerden izin almadan fotoğraf çekmemeye özen gösterilmelidir.

*Dünyada benzeri olmayan ışık hadisesinin geçmişi 1734 yılına dayanıyor. İbrahim Hakkı Hazretleri, hocası İsmail Fakirullah’ın vefatı üzerine “Hocamın başucuna doğmayan güneşi neyleyim?” diyerek astronomi ve mimari açıdan büyük bir bilim harikasına imza atıyor.

Hocasının defnedildiği türbenin yanına 8 köşeli ve 10 metre yüksekliğinde bir kule yapan İbrahim Hakkı Hazretleri, türbenin doğusuna harçsız taşlarla bir duvar inşa ediyor. Gece ve gündüzün eşit olduğu ekinoks günlerinde (21 Mart ve 23 Eylül) kalenin arkasındaki vadiden yükselen güneş bu duvara çarpıyor. Kaleden geçemediği için Tillo şehrine ışık gitmiyor. Işık sadece duvarda bulunan pencereden geçiyor ve inşa edilen kuledeki prizma yapıda kırılıyor. Arkasından da türbenin penceresinden içeri girerek, İsmail Fakirullah Hazretleri’nin mezar sandukasının başını aydınlatıyor.

Her yıl bu olağanüstü olayı 21 Mart ve 23 Eylül tarihlerinde Tillo’da görmek mümkün.

Mezopotamya, sizi unutamayacağınız anılar biriktirmeye davet ediyor…