Test yayınındadır. Hataları info [@] mesopotamia.travel adresine bildiriniz.

Efsaneler

Hz. İsa ve Kutsal Mendil

Efsane; Edessa (Urfa) Kralı V. Abgar' ın vebaya yakalanması ile başlar.

Abgar Efsânesi'ne göre; V. Abgar Ukkama ilk Hıristiyan kraldır. Hz. İsa'nın tebliğinden bir süre sonra Hıristiyanlığı kabul etmiş ve kendi halkına da benimsetmiştir. Edessa kralı V. Abgar Ukkama, o sıralar cüzzam hastalığına yakalanmış ve bundan dolayı oldukça ıstırap çekmektedir. Kral, Hz. İsa'nın hastaları iyileştirdiğini duymuştur, an­cak çok hasta olduğundan dolayı bizzat Kudüs'e gidemez. Hannan adın­daki bir elçisini, ona inandığını ve yeni dinini öğrenmek istediğini belirten bir mektupla onu davet edip yanına gelmesi için Hz. İsa'ya gönderir. Bu elçi aynı zamanda becerikli bir ressamdır. Hannan, Hz. İsa'ya getirdiği mektubu sunduktan sonra yüzünün resmini yapmayı dener, ancak başarılı olamaz. Bunu sezen Hz. İsa, yüzünü yıkar ve kendisine uzatılan bir mendille yüzünü silip Hannan'a verir. Yüzünün kopyası mendile çıkmıştır. Hannan bir mektupla birlikte mendili de alarak Edessa'ya döner. V. Abgar bu mendil sayesinde cüzzamdan kurtulur. Mendil daha sonra şehrin giriş kapılarından birinin içinde bir yere saklanır. İslam dini yöreye egemen olunca, kutsal mendil müslümanların eline geçer. Bizanslılarla yapılan bir savaşta, Müslümanların bir kısmı esir düşer. Bizanslılar, esirlerin geri verilmesi için kutsal mendilin kendilerine teslim edilmesini şart koşarlar. Sonunda kutsal mendil verilir ve esirler de geri alınır.

Kimilerine göre bu mendil İstanbul üzerinden İtalya’ya Vatikan’a gitmiştir; kimilerine göre hale Ulu Camii’de bulunan kuyudadır, kimbilir…

 

Halil-ür Rahman

Söylendiğine göre Nemrut adında bir zalim kral varmış. Bu zalim hükümdar bir gün bir rüya görür. Gördüğü rüyayı yorumlatır ve öğrenir ki, doğacak çocuklardan biri onu öldürecek. Nemrut o yıl doğacak çocukların öldürülmesini askerlerine emreder.

O zaman İbrahim peygambere hamile olan Sara kaçarak bir mağarada gizlenir ve çocuğunu doğurur. Ancak çocuğu bırakarak evine döner. Çocuğu bir dişi ceylan emzirir. Aradan zaman geçer, askerler İbrahim’i mağarada bulup Nemrut’un yanına getirirler. Çocuğu olmayan Nemrut onu yanına alıp büyütür.

Nemrut’un zulmü, haksızlığı ve putlara tapışını ve halkı da putlara tapmağa zorladığını görüp, insanların kendi elleriyle yaptıkları bu putların tanrı olamayacağını söyler. Halk korkudan bir şey söyleyemez. Bir gün İbrahim sarayın putların saklandığı bölümüne girerek onları balta ile kırar ve baltayı da en büyük putun eline tutuşturur. Görevliler bu işi İbrahim’in yaptığını Nemrut’a haber verirler. Sorgulanan Hz. İbrahim, görmüyor musunuz balta büyük putun elindedir, her halde bu işi o yapmıştır, der.

Nemrut öfkeden bağırarak, bir taş parçası nasıl eline balta alıp da bu putları kırar,der. Bunu duyan Hz. İbrahim, bir taş parçası eline balta alıp bu işi yapamazken sizi nasıl koruyabilir. Nemrut onun bu sözlerine şaşırır, ancak kendini toparlayarak İbrahim’in ateşe atılmasını emreder.

Günlerce toplanan dağ gibi odun meydana yığılır, ateş yakılır, İbrahim de kalenin üstünden mancınakla ateşe atılır.

Ateş, Hz. İbrahim’i yakmaz, düştüğü yer göle, odunlar da balığa çevrilir. İşte Şanlı Urfa’daki,  balıkları kutsal sayılan, yiyenlerin zehirlenerek öldüğüne dair birçok rivayetin anlatıldığı Balıklı Göl’ün  oluşum efsanesi budur.  

 

Ayn Zeliha

Nemrut’un kızı Zeliha bazı rivayetlere göre Hz. İbrahim’e âşıktır. Zeliha, babasına İbrahim’i af etmesi için yalvarır, ancak Nemrut kararından dönmez. Zeliha da kendisini ateşe atar. Düştüğü yer göl olur.

Hz. İbrahim’in düştüğü yerde oluşan göle Halil-ür Rahman Gölü adı verilir. Zeliha’nın düştüğü yerde oluşan göle de Aynzeliha Gölü denilir.

Bir efsaneye göre de Ayn Zeliha dinine iman ettiği  ve aşık olduğu Hz. İbrahimîn arkasından o kadar ağlar ki gözyaşlarından Ayn Zeliha gölü oluşur.         

 

Mem U Zin

Cizre Beyi, Ebdal oğlu Mir Zeynuddin’in Zin ve Siti adlarında çok güzel iki bacısı vardır. Zin, beyaz tenli ve Bey’in canciğeri gibidir. Siti ise esmerimsi ve bir selvi gibidir. Tacdin, Bey’in Divan Veziri’nin oğludur. Memo ise Memialan lakabıyla şöhret bulmuş olup, Divan kâtibinin oğlu, Tacdin’in ahiret kardeşi ve dostudur.

O vakitler Mart ayında eğlence ve bayram günleri tertip edilir. Senenin bu gününde Cizre halkı çoluk çocuk kıra çıkar, süslenir, gençler birbirlerini İslam’a uygun bir şekilde görür, beğenir ve bu şekilde eş bulurlar. Memo ile Tacdin, kendilerine kızlar gibi süs vererek kıyafet değiştirip çarşıya çıkarlar. Çarşıda gezen insanları seyrederlerken bir anda iki erkek kıyafetli insan görürler. Onları görür görmez yere düşüp bayılırlar. Siti ile Zin, bu kadın kıyafetli iki erkeği görüp yanlarına gelirler.  Her ikisi de kendi parmaklarındaki yüzüğü çıkarıp onarın parmaklarına geçirirler ve oradan ayrılırlar.

Memo ile Tacdin kendilerine geldiklerinde bezgin olduklarını görürler. Sonra birbirlerinin parmaklarında üzerlerinde “Zin” ve “Siti” yazan yüzükleri fark ederler. Memo’ nun parmağındaki yüzük yakuttur ve üzeride “Zin” yazar. Tacdin’in parmağındaki yüzük ise elmastır ve üzerinde “Siti” yazar. İkisi de yüzüklerin sahibi bu iki kızın onlar gibi bayram eğlencelerinde kıyafet değiştirdiklerini anlarlar.

Siti ve Zin’ in bir cadı ve sihirbaz görünümünde olan dadıları Heyzebun, onları solgun yüzlü görünce sebebini sorar. Onlar da başlarına gelen olayı gizlice dadıya anlatırlar. Dadı yüzükleri alır ve her iki erkeğin adlarını ortaya çıkarmak için bir falcıya gider. Daha sonra hekim kığına girerek hastaları şifaya kavuşturmak amacıyla Cizre’nin sokaklarına dalar. Koynuna birkaç neşter, kitap, şişe, kese ve bazı ilaçlar alan kadın mahalleleri gezerken onu gören gençler hasta olan Tacdin ve Memo’ ya götürürler. Heyzebun, Tacdin ve Memo’ya her iki kızın da onlar gibi aşık olduklarını anlatır ve yüzükleri geri değiştirmek ister. Tacdin yüzüğünü verir ama Memo vermez.

Aşkları had safhaya ulaşan Memo ve Tacdin, başlarına geleni arkadaşlarına anlatırlar. Bunu duyan arkadaşları önce Tacdin için olmak üzere bazı büyük Cizre âlimleri, adliyecileri ve beylerden birer grup alarak zamanın Cizre beyi Mir Zeynuddin’ in huzuruna dünür olarak çıkarlar. Siti’yi Tacdin’ e isterler. Bey kabul eder ve yedi gün yedi gece düğün yapılır.

Merguverli Bekir adında fitneci olan bir adam vardır. Bu Bekir hem Bey’in kapıcısı hem de kahvecisidir. Tacdin bu adamın kötülüklerini bilmektedir. Bey’e söylemesine rağmen Bey onu göndermemektedir. Bekir, Memo ve Tacdin’i sürekli Bey’ e kötülemektedir. Dedikoducu Bekir zamanla Bey’ e tesir eder ve Bey’in Zin’ i  Memo’ ya vermesine engel olur. Bu sebeple Memo’ yu zindana attırır. Memo bir sene zindanda kalır.

Bey Memo’nun ölmesini istemektedir. Dedikoducu Bekir, Bey’e Zin’i zindana göndermesini, Memo’nun Zin’i görünce zaten öleceği söyler. Bunun üzerine bey kız kardeşi Zin’ i zindana göndermeye karar verir.

Zindana giden Zin, Memo’ yu zincirlenmiş halde görür ve evlenmek için izin aldığını söyler. Ancak Memo, ilahi aşkı bulduğunu söyleyerek ölür. Tacdin, tüm bunlara sebep olan Bekir’i öldürür.

Memo Abdaliye Medresesine gömülür. Zin devamlı Memo’nun mezarı başında ağlar ve bir süre sonra mezar taşının başında can verir. Gerçek aşktan ilahi aşka varan Memo ile Zin  ahirette kavuşurlar.

 

Zembilfroş

Yörede hüküm süren bir kralın çok yakışıklı oğluyumuş. Zevk û sefa içinde yaşar sık sık ava çıkarmış.

Yine avlanmaya çıktığı bir günde  gördüğü bir mezar ve mezardan dışarıya çıkmış iskelet parçaları onun ölüm gerçeğiyle yüzleşmesine vesile olmuş. Zenginlik ya da fakirliğin ölüm karşısında hiçbir hükmünün olmadığını, bir gün kendisinin de bir iskelete dönüşeceği gerçeğiyle hemen oracıkta Allah’a sığınarak dünya nimetlerinden vazgeçeceğine ve sadece Allah yolunda yürüyeceğine diz çökerek hûşu içinde yemin eder. Yaşadığı sarayı, ihtişamı hiç arkasına bakmadan geride bırakarak eşiyle birlikte yollara düşer. Diyar diyar gezerek zembil yapıp satar ve hayatını böylece idame ettirir. O, artık bir ZEMBÎLFIROŞ’TUR… Çocuklarıyla, hanımıyla birlikte sırtlarında çadırları, üstlerinde eski püskü elbiseleriyle köy köy, kasaba kasaba dolaşan bir Allah dostudur.

İşte böyle dolaşırken kader onu son durağı Farkin’e getirir. Farkin Beg’in karısı Hatûn Han’ın dikkatini çeker Zembîlfiroş. Zembîl alma bahanasiyle onu saraya çağırır. Hatûn Hanım yıldırım aşkına çarpılmıştır adeta. Bir yanda bey hanımı olmak diğer yandan yana tutuşa bir aşka kapılmak… Çok zor durumdadır ama yüreğe söz geçiremez, aşkını dizelerle anlatmaya çalışır…

Zembîlfiroş zembîla tine

Dikan bi dikan di gêrîne

Hiş li Xatûnê namîne

Serî li zeman di gerîne

Gazi dike ku bibîne

Were ser doşeka mîr e

Li te helal, herama mîr e

Bidime te zulfî harîr e

Çavê min ê xezalan e

Sîngamin wek zozana ne

Bejna min wek rihane

Çiqa bêjî hêjan e…

(Zembîlfiroş, zembiller getirir

Dükkan dükkan gezdirir

Xatûn’un aklı başından gidiyor

Aklıyla arıyor zaman yaratmak için

Sesleniyor ki, onu görmek için

Gel Beyin döşeğinin üstüne

Beyin haremi sana helaldir

Güzel zülüflerimden sunayım sana

Gözlerim ceylanların gözüdür

Bağrım yaylalar gibidir

Endamım reyhan gibidir

Dilediğin gibi güzel ve uygundur …)

Ama Zembîlfiroş dünya nimetlerinden vazgeçmiş bir derviştir. En önemlisi tövbe etmiştir. Sadece Allah’a kulluk etmeye yemin vardır, haramı yaşamından silmiştir. Hatûn’un aşk çağrısına olmusuz olarak o da dizlerle cevap verir.

Xatûnê ez tobedar im

Delalê ez tobedarim

Zarok birçîne li malin

Ji rebbê jorî nikarim…

(Xatûn ben tövbekarım

Güzel kadın ben tövbekarım

Çocuklar evde acdır

Allah adına yapamam…)

İşte bu dizlerle Zembîlfiroş, Hatûn’un aşkını reddeder. Farqin beginin karısı Hatûn, red cevabını kabul etmez. Ölesiye bir tutkuyla aşıktır Zembîlfiroş’a. Ne yapıp edip yakışıklı Zembîlfiroş’la birlikte olmaktır amacı. Hatûn’ın ısrarları karşısında Zembîlfiroş çareyi kaçmakta bulur. Hatûn peşini bırakmaz, sora sora Zembîlfiroş’un kaldığı çadırı öğrenir. Hatûn, bir gece çadırda kalmak için Zembîlfiroş’un karısına yalvarır. Karşılığında tüm mal varlığını ve mücevherlerini bağışlayacağını anlatır, sadece bir gece Zembîlfiroş ile kalmak ister. Hatûn’un bu kadar yoğun ısrarı üzerine Zembîlfiroş’un eşi, çocuklarını da yanına alarak oradan ayrılır. Hatûn, Zembîlfiroş’un eşinin giysilerini giyer ve yatağa girerek Zembîlfiroş’u beklemeye başlar. Karanlık Farqin’e çökerken, Zembîlfiroş zembillerini sattıktan sonra çadırına döner. Hatûn’un yatağında olduğundan habersiz, aynı yatağa uzanır. Ancak yataktaki kadının kendi karısı olmadığını, Hatûn’un ayağındaki gümüş halhalın çıkardığı sesten anlar. Bunu anlar anlamaz, çadırdan dışarı çıkar.

Efsane bu ya,  kimilerine göre Zembîlfiroş, Hatûn’dan kurtulamayacağını anlar ve gidip sarayın burçlarından kendini aşağı atar. Kimilerine göre, Zembîlfiroş bu noktadan sonra çaresiz kalır ve canını alması için Tanrı’ya yalvarır. Zembîlfiroş ölünce, peşinde koşan Hatûn’da aynı dilekte bulunur ve ikisi de ölür.