Test yayınındadır. Hataları info [@] mesopotamia.travel adresine bildiriniz.

Eski Mardin

Mardin’i keşfe başladığınızda daracık merdivenler sizi gizemli incecik sokaklara taşır. Paralel uzayıp giden sokaklar, birbirine abbara adı verilen alt geçitlerle bağlanır.

Çoğunlukla evlerin altından geçen abbaralar, kentin tarihi ve kültürel dokusunun en çarpıcı öğelerindendir. Geçit anlamına gelen, 200 metreye yaklaşan uzunluktaki abbaralar tek giriş ve kaçış kapıları ile Mardin’i Mezopotamya Ovası ile buluşturur.

Mardinlilerin çoğunun bir abbara anısı bulunur. Abbaralar ya sevdalılar arasındaki mektuplaşmalara sahne olmuştur ya bıçkın delikanlıların hesaplaşmalarına… Öyle ki Mardin’de “erkeksen abbaraya gel” sözü bir deyim gibi yerleşmiştir kulaklara.

İnişli çıkışlı dar yollarına araç giremediği için çöplerin eşekle toplandığı Mardin’de yürüyerek gezmek mümkündür. Bölgenin özgün taşlarından işlenerek yapılmış Mardin evlerinin güzelliği ve sokakların gizemi göz kamaştırır. Şehri ayrıcalıklı kılan taş işçiliği ve onunla ortaya konan konut mimarisi gerçekten büyüleyicidir.

Mardin’de sokaklar sizi kiliselere, camilere ve çarşılara götürür…

Cumhuriyet Meydanı’ndaki Hasan Ammar Çarşısı’ndan başlayıp Bezzazlar, Sobacılar ve Kasaplar Çarşısı’nı izleyerek Ulu Camii’den Dellalar Çarşısı’na, oradan da Kazancılar Çarşısı’na ulaştığınızda yolda semerci dükkânlarını görürsünüz. Önceleri koca bir çarşı iken günümüzde sadece birkaç dükkânın kaldığı Bakırcılar Çarşısı’nda bakır döven ustaların çekiç sesleri, eskiyi anımsatmak istercesine genişleyerek yayılır Mezopotamya Ovası’na… 

Her köşede terzi tabelaları ile karşılaşırsınız.  Ayakkabıcılık sanatı hala devam etmektedir. Ustalar sadece tamirat yapmaz, yeni ayakkabı da üretir. Bedesten Çarşısı, bölgeye has eşarpların, puşilerin, iğne oyalarının, Suriye, Irak, İran, daha da uzaktan gelen kumaşların en güzel örnekleriyle doludur. Mardin çarşılarındaki antikacıları da unutmamak gerekir. Bu antikacılardaki her parça, Mardin evlerinin taş duvarları arasındaki büyülü yaşamdan izler taşır…

Eski bir berber dükkânının önünden geçince baharatçı dükkânı karşılar gezginleri… Kahveciler, tütüncüler, çaycılar kendilerini göstermek için sabırla sıralarını beklerler… Marangozlar çarşısında takunya ustalarını var güçleriyle çalışırken görebilirsiniz; Attarlar Çarşısı’na giderken yolda göreceğiniz leblebicilerdeki nefis kokulu leblebileri tatmadan geçemezsiniz. Taze taze önünüzde yapılan leblebiyi tattıktan sonra, bu özel lezzetin Mardin’le nasıl bütünleştiğine şahit olursunuz… Mavi badem şekerini, kakuleli kahveyi denemeyi de sakın ama sakın ihmal etmeyin.

Kiliseler, Manastırlar...

Süryaniler ve kiliseleri, Mardin denildiğinde akla ilk gelenler arasındadır. 1932 yılına kadar Süryanilerin patriklik merkezi olan Mardin ve çevresinde M.S. 1. yy.’dan itibaren kilise ve manastırlar inşa edilmeye başlanmıştır.

Bunların içerisinde 1860 yılında inşa edilen Süryani Katolik Başpiskoposu’nun makamı olan yapı, en güzel sivil mimari örneklerinden olup günümüzde Mardin Müzesi olarak kullanılmaktadır. 

Halen kullanılan kiliseler ise, 5. yy.’da yapılan ve halen Mardin metropolitlik kilisesi olan Mor Behnam (Kırklar Kilisesi); 6. yy’da yapılan ve okul bölümü de bulunan Mor Şemune Kilisesi; Süryani kayıtlarına göre Mardin’in en eski kilisesi (4. yy) olan Süryani Ortodoks cemaatine ait Mor Mihail Kilisesi; 420 tarihli bir Ermeni Gregoryan Kilisesi olan Kırmızı (Surp Kevork) Kilisesi;  1894 tarihli Ermeni Katolik cemaatinin kullandığı Mor Yusuf (Surp Hovsep) Kilisesi ve  1914’de Mardin’de inşa edilen son kilise olan Mor Petrus ve Mor Pavlus Kilisesidir.

Kentin 5 km. kadar güneyinde, ıssız ve kurak bir vadide, Süryani topluluğunun en önemli dini merkezi olan Deyrülzaferan Manastırı bulunur. Manastırın çekirdeği olan Meryem Ana Kilisesi daha eski bir pagan ibadet yeri üzerine 6. yy.’da inşa edilmiştir. Manastır 793 yılında Mardin metropoliti Mar Hananyo tarafından kurulmuş ya da yenilenmiştir. Deyr, Arapça “Manastır”, za’feran ise “safran” anlamına gelmektedir. Manastır, sarı taş duvarlarından bu ismi almıştır.

Deyrülzaferan Manastırı, ibadet saatleri dışında ziyaretçilere açıktır. Buradaki Süryaniler, Müslümanlar gibi secde ve rüku ederek, günde 6 kez ibadet etmektedirler.

Camiler, külliyeler, medreseler…

Mardin kiliselerin yanında birçok tarihi cami ve medreseye de ev sahipliği yapar. Kentin imzası diyebileceğimiz ve Mardin’in en eski camisi olan ve Mardin çarşısının tam ortasında yer alan, 12. yy.’a ait bir Artuklu eseri Ulu Camii; 12. yy. Artuklu eserleri olan ve Anadolu’nun ilk külliyelerinden olan Eminüddün ve Necmeddin Külliyeleri;  minber ve mahfili geç dönem Selçuklu ahşap işciliğinin örneklerinden olan, olağanüstü güzellikte taç kapısı ile 13. yy. Artuklu eseri Abdüllatif (Latifiye) Camii;  12. yy. Artuklu camii olan Şehidiye Camii ile yine bir Artuklu camii olan Melik Mahmut Camii (Bab es Sur Camii), kentte bulunan önemli İslam dönemi yapılar arasındadır.

Kentin en önemli medreseleri yine Artuklu ve Akkoyunlular döneminde yapılmıştır.  Şah Sultan Medresesi hariç diğer tüm medreseler bu şekildedir.

Rasathane olarak da kullanılan Zinciriye Medresesi;  Şehidiye, içinde Hz. Peygamber’in ayak izinin bulunduğu Sıttı Radviyye Medresesi Artuklu döneminde inşa edilmiştir. Dik bir dağ eteğinden Suriye Ovası’na bakan, ortasında su akan eyvanı ile kendi tarzının en mükemmel örneklerinden biri olan Kasımiye Medresesi ise Artuklu-Akkoyunlu geçiş döneminde yapılmıştır.

Kentin hala yaşayan en önemli su yapıları Emir Hamamı ile halen suları akan Artuklu çeşmeleridir. Bu çeşmeler, Anadolu’nun en eski çeşmelerinden Eminüddin Külliyesi Çeşmesi, Kasımiye Çeşmesi, Ayn Saraç Çeşmesi, Ayn Ceviz Çeşmesi ve Savur Kapı Çeşmesidir.