Test yayınındadır. Hataları info [@] mesopotamia.travel adresine bildiriniz.

İnanç

Anadolu ve Mezopotamya bir dinler beşiği.

Dinlerin doğduğu, sığındığı, yayıldığı eşsiz bir coğrafya…

Eskiçağlardan günümüze, çok tanrılı dinlerden semavi dinlere kadar geçen tüm inanç tarihinin izlerini burada bulmak mümkün. Bu izler tekrar keşfedilmek için sizleri bekliyor…

Dünya üzerindeki ilk tapınağın Mezopotamya’da olduğunu söylersek, bölgenin din ve inanç ile olan köklü bağlantısı hakkında size fikir verecektir. Tarihinin günümüzden 11.600 yıl öncesine dayandığı bulgulanan Göbekli Tepe Tapınağı, insanoğlunun oluşturduğu ilk tapınak, Şanlıurfa il sınırları içerisindedir.

Göbekli Tepe’nin keşfi, insanlık tarihini değiştiren bir gelişme oldu. Göbekli Tepe’ye kadar insanın önce yerleşik hayata geçtiği, daha sonra tapınmaya başladığı düşünülüyordu. Ancak Göbekli Tepe bu sıralamayı tepetaklak etti; insan önce soyutladı, tapınak yaptı ve tapınmakta ibadet yaptı, ondan sonra da tapınağın etrafına yerleşim yerlerini kurdu.

Arkeolojik olarak Çanak Çömlek Öncesi Neolitik A Dönemine (M.Ö. 9.600 – 7.300) ait olan Göbekli Tepe’de, bir tepe üzerine inşa edilmiş çok sayıda yuvarlak biçimli yapı bulundu. 1995 yılında arkeolog Prof. Klaus Schmidt  tarafından Alman Arkeoloji Enstitüsü’nün desteğiyle başlayan kazılar sonucu elde edilen verilere göre bu yapılar yerleşim amaçlı kullanılmamışlar. Göbekli Tepe’de bulunan henüz sadece altı tanesi gün ışığına çıkarılmış, toplam 20 adet olduğu belirlenen bu üzeri açık yapıların dini amaçlı yapılmış olduğu biliniyor, yani bu yapılar dünyanın ilk tapınakları. Neolitik Dönemden yani Taş devrinden kalma bu tapınakların yapılış biçiminde ortak bir özellik göze çarpıyor, T biçiminde sütunlar ile çevrilmiş bu tapınakların merkezinde iki T biçiminde sütun karşılıklı olarak yer alıyorlar. Çoğunlukla dairesel bir formda yapılan bu tapınakların bazıları spiral biçiminde ve hiçbir tapınağın çatısı yok.

Arkeologlar boyları 3 ila 6 metre arasında değişen bu T biçimindeki sütunların stilize edilmiş insan tasvirleri olduğunu düşünüyorlar. Bunun sebebi T biçimindeki sütunlarda görülen kol ve el tasvirleri. Ayrıca bu sütunlar üzerine işlenmiş hayvan tasvirleri ve soyut semboller var.

Boğa, yaban domuzu, tilki, yılan, turna ve yaban ördekleri en sık görülen hayvan tasvirleri. Taşlar üzerine kazılan bu hayvan tasvirlerinin yanında üç boyutlu kabartma şeklinde yapılan başka betimlemeler de bulundu. Bunlardan en önemlisi T biçimindeki sütunun yan tarafından aşağı doğru iner biçimde tasvir edilen aslan kabartması.

Göbeki Tepe’nin günümüze bu denli mükemmel olarak korunmuş şekilde kalması da arkeologları şaşırtan bir diğer konu. Yapılış yılından yaklaşık bin yıl sonra onlarca ton toprak ve çakmaktaşları ile tamamıyla gömüldüğü bilinen Göbekli Tepe’nin niye gömüldüğü de cevabı bilinmeyen sorular listesinde yer alıyor.

Stilize edilmiş insanları tasvir eden T biçimindeki sütunların ağırlıkları 40 ila 60 ton arasında değişiyor. İlkel el aletlerinden başka bir aletin olmadığı bu dönemde sütunların nasıl taşındığı ve dikildiği arkeologlar tarafından henüz çözülemedi. 

Kısaca bir hatırlatma yapalım size; Göbekli Tepe’de dikili stellerden birini dikebilmek için 525 erkek gücüne ihtiyaç var!

Eşmerkezli duvarlar ile çevirilen bu tapınakların yapım tarihinden yaklaşık bin yıl sonra Çayönü, Halan Çemi ve Nevali Çori’de benzer biçimde kült yapıların inşa edildiği biliniyor. Göbekli Tepe’nin bu kült yapıların atası olma ihtimali çok yüksek.

Mevcudiyeti ile Antikçağ bilgeliğinin sembolü olan İngiltere’deki Stonehenge anıtlarından 7000, Mezopotamya’daki ilk şehirlerden 5500 yıl eski olan Göbekli Tepe, şimdiden bize tarihi bilgilerimizi yeniden sorgulatan bilgiler sunuyor.

Tapınakların yapımı, ritüeller için toplanma veya toplanıldığı zamanda düzenin sağlanması önemli bir organizasyonu gerektiriyor. Bütün bunlar o dönemde o kadar zor, hatta imkansız olmasına rağmen Göbeklitepe sakinleri tarafından başarılıyor; bu da onu biricik yapıyor. Bu “biricik olma özelliği yakında UNESCO tarafından da tescillenecek.

Göbekli Tepe, bundan binlerce yıl önce insanların böyle bir mimariyi nasıl oluşturdukları ve inanç sistemlerinin nasıl oldukları gibi onlarca soruyu içinde barındıran gizemli bir yer; siz ziyaretçileri bekleyen önemli bir tapınak alanı.

M.Ö. 9500-4500 yıllarını kapsayan Neolitik Çağ’ın (avcılık toplayıcılıktan yerleşik düzene, tarıma ve köylerin kurulmasından şehirleşmeye kadar geçen insanlık tarihinin en heyecan uyandıran dönemi) bölgedeki en önemli yerleşim yerlerinden biri de kuşkusuz Çayönü (Diyarbakır-Ergani) ve burada bulunan önemli bir kutsal mekan olan “kafataslı ev”. Bu yapı da bu bölgedeki ata kültünün en önemli buluntularından biri. MÖ8700’e tarihlenen Çayönü Kafataslı Evi sizi hem Diyarbakır Müzesinde hem de Çayönü ören yerinde bekliyor.

Eskiçağların çok tanrılı dinlerinin izlerini, bölgede yapılmış olan onlarca kazı buluntusundan biliyoruz. Kazılarda ortaya çıkarılan Mezopotamya Tanrılarını, mesela Ay Tanrısı Sin’i ve Güneş Tanrısı Şamaş’ı, rahip figürlerini, hatta Sümerlerin meşhur kocaman gözlü rahiplerini Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Batman ve Mardin Müzelerinde görebilirsiniz.

Kendilerini “bin tanrılı ülke” olarak tarif eden Hitit’lerin geç dönem tanrıları, yani M.Ö.  Bin yıl dönemi tanrıları, protatif halde Yesemek Heykel Atölyesinde dut ağaçlarının altında büyük bir dinginlikle sizi bekliyor.

Antikçağ Döneminin, Eski Mezopotamya’nın çok tanrılı evrenine benzeyen inanç siteminin (paganizm) izlerini, Kommagene’de, Zeugma’da, Soğmatar’da sürmek mümkün.

Mitras gizemciliği, Antik Yunan ve Roma dünyasının, Eleusis ve İsis sırları olarak bilinen diğer gizli kültlerde, yani ezoterik olarak nitelendirilebilecek geleneklerde olduğu gibi, sadece bu tarikata kabul edilenlere açıklanan sırlar etrafında gelişmiş bir mistik Roma kültüdür. Milattan sonra birinci yüzyıl ile dördüncü yüzyıl arası Roma İmparatorluğu askerleri arasında yaygınlaşmıştır. Mithras, en gizemli inançlardan biridir. Mithras gizemciliği bu dine kabul edilenlere açıklanan bir sır etrafında yapılanmıştır. Mithras dininin özü sır olduğundan, bu öğretiye ait yazılı belge bulunmamaktadır.

Bugün Gaziantep’de kalıntıları izlenen Doliche (Dülük) Antik Kenti, Mithras dinine ait önemli yerlerden biridir. Dünyada bilinen yeraltına inşa edilen Mithras Tapınaklarının (Mithraeum) en büyük iki tanesi Dülük’te bulunmuştur.  Doğanın en güçlü hayvanı olan boğayı kurban edip, kanıyla yıkanarak ve içerek boğanın sembolize ettiği tanrının gücüne ve ölümsüzlüğe kavuşmayı simgeleyen ayinler, mistik güçlerin evi olarak kabul edilen yer altı tapınaklarında yapılmıştır. Doliche’de, en büyük Mithraeum’da  iki salonu olan yer altı tapınağının mihrabı konumundaki merkezi nişte, Tauroktoni adı verilen boğa öldürme sahnesi kabartma olarak işlenmiştir.

Bugün Nemrut Dağı olarak bilinen bölgede M.Ö. 1. yüzyılda egemen olan Antiochos adlı bir kral, büyük hedeflerle yeni bir din kurmak istemişti. Yunan ve Perslerin dinini birleştirerek bu iki medeniyetin arasında kalan bölge olan Anadolu'da herkesin inanacağı bir inanç sistemi kurmak zaten ancak Anadolu ve Mezopotamya gibi bir coğrafyada hayal edilebilirdi. Kutsal kabul edilen Nemrut Dağı'na bir tapınak alanı kuran ve bugün turizmin gözbebeği heykeller yaptıran Antiochos, kendisini tanrı ilan edecek kadar idealine inanmıştı. Kısa bir dönem sürmesine rağmen, bu melez din kendisine taraftarlar buldu ve bölgeyi uzun bir zaman etkiledi.

Kommegene’nin en önemli krali kentlerinden biri olan Zeugma’da bulunan Roma Vilları’nın taban mozaiklerinde Yunan mitolojisinin en güzel öykülerini bulabilirisiniz: Eros (Aşk) ile Psykhe (Ruh) öyküsü; Zeus’un Europa’yı kaçırma öyküsü; Perseus ve Andromede’nin öyküsü …

Bu öyküleri ayrıntılarıyla bilmek ve görmek istiyorsanız mutlaka Zeugma Moazik Müzesine ve Zeugma Ören Yerine uğramalısınız.

Mezopotamya’da pagan dinlerinin izini sürerken sizi her yerde 3 semavi dinin anıtsal yapıları karşılayacaktır.

Süryaniler…

Hristiyanlığı en erken kabul eden topluluk…

Süryanilerin kökeni ve nerden geldiklerine dair bilinen üç farklı görüş vardır:  Süryanilerin Aramilerden geldiğini savunan tez; Süryanilerin eski Mezopotamya'da imparatorluklar kurmuş olan Asurlular'ın torunları olduğu tezi; sonuncusu ise Süryanilerin kökenini tüm eski Mezopotamya halklarına dayandığını belirten yeni bir görüş.

Süryanice ise MÖ birinci bin yılda konuşulan bir Mezopotamya dili olan Aramice’nin, yüzyıllar içinde Hristiyanlığın da etkisiyle şekillenmesinden oluşmuş zengin bir dil. Süryaniler, MS 37 yılında seçtikleri Hıristiyanlıkla birlikte kilise etrafında kurumsal bir kimlik kazanmıştır. Klasik Yunanca eserleri Aramiceye ve Arapçaya çevirerek günümüze kadar ulaşmasını onlara borçluyuz.

Süryaniler, tarihçiler tarafından Batı ve Doğu Süryanileri olarak isimlendirilmişlerdir. Batı Süryanileri coğrafi olarak Diyarbakır, Antakya, Maraş, Urfa, Mardin, Midyat ve Nusaybin ve Suriye'de yaşayanları; Doğu Süryanileri ise İran, Irak ve Hindistan coğrafyasında yaşayanları tanımlamak için kullanılmıştır: tarihi merkezi Mardin olan, Süryani Kadim (Süryani Ortodoks veya Yakubi Cemaati) cemaati ile Mor Nastur’un (Mor Barsawmo) görüşleri etrafında toplanan bu gruplara da Nasturi denen Doğu Süryanileri oluşturur.

Nasturiler içinden, daha sonra 1500’lü yıllarda Katolik olanlarına Keldani (Asuri); Kadıköy Konsili’nin karalarını benimseyenlere Karalın Yandaşları anlamına gelen "Malkoye Melkit (Melkitler)";  "Maronit Patrikliği" ne bağlı olanlara “Maruniler”; Müslümanlığı seçenlere de “Mhalmi'ler” denmektedir.

Manastırları, kiliseleri, şapelleri hala Tur-Abdin Bölgesi’nde ziyaret edebilir; sabah ayinlerine katılabilirisiniz.

Metroplolitlik merkezleri olan M.S. 397 yılında yapılan Mor Gabriel Manastırı (Midyat) ve ondan daha eski olan Deyr-ul Zaferan Manastırları (Mardin Merkez) dışında, Gülgöze (Aynverd) Köyü ve köydeki Mar Had Bşabo Kilisesi, Altıntaş (Kferze) Köyü ve görkemli Mar Izozoel Kilisesi, Anıtlı (Hah) Köyü ve köydeki Türkiye’de belki dünyada halen işler olan en eski kiliselerden biri olan Meryem Ana Kilisesi, Barıştepe (Salah) Köyü ve Erken Bizans Dönemi’nden kalma Mar Yakup Kilisesi; biraz Toskana biraz Kapadokya’yı anımsatan İzbırakan (Zaz) Köyü ve Kilisesi, Tur-Abdin bölgesinin görülmesi gereken güzellikleridir.

İncil’in yeniden yazıldığı yer olduğu söylenen Rumkale, özellikle Hristiyan dünyası için çok önemli bir yapıdır. Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde, Hz. İsa’nın on iki havarisinden olan Johannes, Fırat Nehri’nin kenarında bulunan Rumkale’yi kendine üst seçmiş. Burada Johannes İncili’ni yazmış. Johannes’in İncil müsvettelerinin Beyrut’a kaçırıldığı söylenir ancak Johannes’in mezarının halen Rumkale’de olduğu rivayet edilir.

MS 638 yılında Arap İslam ordularının akınları sonucunda bu topraklar İslam ile tanışır ve bu yeni din büyük bir hızla bölgeye yayılır. İslam yapılarının en güzelleri kuşkusuz Artuklular tarafından yapılmış olanlarıdır.

İslamiyet, Hristiyanlık ve Yahudiliğin atası olarak kabul ettiği Hz. İbrahim’in Urfa’da doğması ve burada belli bir süre yaşamış olması, Şanlıurfa’yı her üç din için de kutsal kılmış.

Şanlıurfa Hristiyanlığı ilk kabul eden şehirdir. Ayrıca, Hz. İsa’nın Urfa Kralı’nın iyileşmesi için gönderdiği mendil Hristiyanlar için kutsal sayılmakta ve halen kayıp olduğu için Şanlıurfa’da olduğuna inanılmaktadır.

Yahudiler için ise Şanlıurfa ‘vadedilmiş topraklar’ arasındadır. Arz-u Mevdut, Hz. İbrahim’den dolayı vadedilmiş toprakların büyük bir kısmını oluşturduğu için Şanlıurfa ve çevresi kutsal sayılır. Hz. Musa’nın atası olan Hz. Yakup Urfa’da 14 yıl kalmıştır, daha sonra Hz. Musa da burada bir süre yaşamıştır. 

Hz. Muhammed (S.A.V.)’in atası olan Hz. İbrahim, Urfa’da doğmuş ve yaşamıştır. Bu nedenle Urfa Müslümanlar için önemli bir şehirdir. Ayrıca Hz. Eyyüp burada yaşamış, Hz. Şuayib ve birçok peygamber burada doğmuş veya hayatını sürdürmüştür. Bu nedenle Şanlıurfa’ya “Peygamberler Şehri” denir. 

Diyarbakır, üç semavi dinin önemli merkezlerinden biridir. Bu şehirde üç dinin ibadethaneleri, din merkezleri, yan yana, iç içe kardeşçe yaşar. Üç dininde kabul ettiği peygamberlerin makamları Diyarbakır’dadır.

Birçok sahabenin kabri burada bulunur. Hz. Hüseyin ve Hz. Hasan’ın torunları olan Seyyidler’in yurdu da Diyarbakır’dır.

Diyarbakır sur içinde bulunan kalede, Hz. Süleyman’ın cinleri zincire vurduğu rivayet edilen bir cami bulunur. Bir diğer rivayete göre, İslam ordularının komutanı Halid Bin Velid’in oğlu olan Süleyman, Diyarbakır’da yapılan bir savaşta şehit düşmüş ve adına bir camii inşa edilmiştir.

Bu caminin yanında 27 sahabenin mezarı bulunur. Yerli halk, her Perşembe ve Cuma günleri mezarlara giderek dua edip dilekte bulunurlar. Burası Diyarbakırlılar için vazgeçilmezdir.

Diyarbakır Ulu Camii, İslam aleminin beşinci Harem-i Şerif’i olarak kabul edilir. Evliya Çelebi’nin verdiği bilgilere göre “... bu cami, gece gündüz cemaatsiz kalmayıp yetmiş-seksen yerinde çeşitli ilimler öğretilir. Nice yerinde tarikat ehli kişiler çileye girip tevhit ve zikirler meşgul olurlar.”

Ulu Cami, İslamiyet’in dört mezhebinin aynı zamanda namaz kıldığı eşsiz bir camidir. 

Diyarbakır’ın Eğil ilçesi, birçok peygamberin türbe ve makamlarına ev sahipliği yapması nedeniyle küçük bir dini merkez konumundadır.

Diyarbakır Salnameleri’nde beş tane peygamberin burada türbesi ve makamı olduğu yazılmaktadır: Peygamber olarak ifade edilen Hz. Süleyman’ın kâtibi Nebi Harun-i Asafi türbesi; Nebi Zünnun Türbesi’nde yatan Nebi Zünnun (bazı rivayetlerde bu kişinin Hz. Yunus olabileceği ifade edilir. Kur’an-ı Kerim’de Hz. Yunus’un adının Zünnun olarak da geçmesi (el-Enbiya, 21/87) bu görüşü destekler.); Hz. Elyesa Peygamber Türbesi.

Hz. Elyesa’nın adı, Kur’an-ı Kerim’de birçok yerde geçer. Asıl adı Elyesa Bun Uhtub Bin Acuz’dur. İlyas Peygamber’in İsrailoğulları’nın halifesi olduğu ve daha sonra da kendisine peygamberlik verildiği ifade edilmektedir. Bundan dolayı Hz. Elyesa hem İslam âlemi için hem de Musevi alemi için önemli peygamberlerdendir.

Eğil’deki Peygamber Kabirleri’ni görmeden asla Mezopotamya’dan dönmeyin!

Hz. Zülkif Peygamber de benzer bir öyküye sahiptir. Hz. Zülkif ile Hz. Elyesa amca çocukları olup Hz. Zülkif, Hz. Elyesa’dan sonra İsrailoğulları’na peygamber olmuştur. Asıl adının Hazkıya, Hazkl, Hazkil veya Hazekel olduğu söylenir. Zülkif, Arapçada Haziya’nın karşılığıdır. Haz, nasip anlamındadır. Başka bir anlatışa göre de, kendisi, Hz. Elyesa’ya iki kere kefil olduğu için Zülkif adı ile lakaplaşmıştır.

İsmi Kuran-ı Kerim’de geçen Hz. Uzeyir Peygamber’in makamı Adıyaman’da, Kahta - Gerger yolu üzerinde bulunur. Burada hem Hz. Uzeyir’in makamını ziyaret edebilir hem de Nemrut Dağı kült alanına çıkabilirsiniz. Bir önemli diğer türbe de Eyyub El Ensari ile birlikte yeri kesin olarak bilinen iki sahabeden birisi olan Safvan Bin Muattal Türbesidir. Mekan, her yıl binlerce insan tarafından ziyaret edilmektedir.

Hz. Muhammed (SAV) tarafından “Onun hakkında hayırdan başka bir şey bilmem” hadisi ile şereflendirilen, siyer âlimleri tarafından ahlak timsali olarak anılan Safvan Bin Muattal makamı da Adıyaman’dadır. Türbe, Adıyaman - Kahta yolu Samsat tarafından merkeze 17 km. uzaklıktadır.

Abuzer El Gaffari, Mahmut El Ensari, Abdurrahman Erzincani makamları da Adıyaman’dadır. Kahta yakınlarında Nakşibendi tarikatının önde gelen merkezlerinden birisi olan Doruk Köyü (Menzil) yer alır. Köy, her yıl milyonlarca kişi tarafından ziyaret edilmektedir.

Hz. Yuşa Peygamber ve Hz. Pirsefa’nın makamları Gaziantep Merkezde Bakırcı Çarşısı’nda bulunur. Hz. Yuşa Peygamber Hz. Musa’nın yeğenidir. Hz. Yuşa İsrailoğulları’ndan olup Hz.Musa’dan sonra gelen peygamberdir. Hz. Yuşa’ya ait olduğu belirtilen ve günümüze kadar ulaşan üç makam yerinden bahsedilmektedir. Bunlardan biri Bağdat, biri İstanbul diğeri de Gaziantep’tedir. Pirsefa Hazretleri de Hz. Yuşa Peygamber’in yanına defnedilmiştir.

Evliya Çelebi, Kilis’te şehitlikte üçbin ashab kabri bulunduğunu ve bunların hepsinin de Halit İbn-i Velid zamanında şehit olduklarını yazar. Eskiden Kilislilerin buradan geçerlerken mübarek şehit sahabelerine karşı duydukları saygı hislerini göstermek için ayakkabılarını koltuklarının altına alır ve yalın ayak buradan geçerlermiş. Günümüzde sadece cedde kenarında bulunan ve üzerinde şehit yazan mezarlar bu şehitliğin sınırını belirlemek için sembolik olarak dikilmiştir.

Mardin, önemli İslam eserlerine de ev sahipliği yapar. Bu yapılar, genellikle Artuklu döneminde inşa edilmiş yapılardır. Kasımiye Medresesi bu yapıların başında gelir. Kasımiye Medresesi, sibernetiğin kurucusu olan El Cezeri Müzesi olarak ziyarete açıktır.

Artuklu döneminden kalma bir diğer önemli yapı Hatuniye Medresesi’dir. Hz. Muhammed’in ayak izinin burada olduğuna inanılmaktadır. 

Mardin’in ilk camisi olan Ulu Cami (Cami- i Kebir)  Mardin’e ayrı bir güzellik katar. Artuklular zamanında yapılan cami bayan mescitlerin ilk örneklerinden biri olması ile öne çıkar.

Latifiye Camisi’ne iki taç kapıdan girilerek ulaşılır. Bu iki kapı mekânın güzelliğini ve gizemini arttırır. Bir sabah namazından sonra camiinin bahçesinde ziyaretçiler için her daim hazır olan çayı içmeden gezinizi tamamlamayın.

Mardin’in merkezinde bir saklı bahçe olarak karşımıza çıkan ve Anadolu’nun ilk külliyesi olan Emminüddin Camii de görülmeye değer yerlerden bir tanesidir.

Mardin’in Nusaybin ilçesinde bulunan ‘Dinler Bahçesi’nde Mor Yakup Kilisesi ve Zeynel Abidin Camisi bulunur. Hz. Muhammed’in torunu olduğu rivayet edilen Zeynel Abidin’in türbesi buradadır. Aynı bahçe içerisinde Süryani Hristiyanlığın ilk kilisesi ile caminin bir arada bulunması, burayı bir ‘hoşgörü bahçesi’ne çevirmiş ve önemini arttırmıştır.

Siirt özellikle Tillo, birçok İslam âlimi ve sahabelerin makam ve türbelerine ev sahipliği yapar. Özellikle bilim ve edebiyat yönünden iki âlim ön plana çıkmaktadır. Bu âlimlerden Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendi, ustası ve hocası olan İsmail Fakirullah Hazretleri’ne saygısını göstermek için özel bir yol bulur. Hocasının türbesinden 3 km. doğuda bulunan ve Botan Vadisi’ne hâkim bir tepeden, 21 Mart ve 23 Eylül tarihlerinde, gece ve gündüzün eşit olarak doğduğu günün ilk güneşini hocasının kabrinin başucuna yansıtarak ona saygısını sunmuştur.

İsmail Fakirullah Hazretleri Tillo’nun manevi havasını oluşturanların başında gelir. Erzurumlu İbrahim Hakkı Efendi’nin hocasıdır.  Bir diğer değerli alim Sultan Memduh ise, İbrahim Hakkı Hazretleri’nin öğrencisidir. Sultan Memduh’un divanı vardır. Mezarının başındaki cennet ve cehennem tasvirleri görülmeye değerdir. Tillo’nun o manevi hayatını soluyabilmeniz için burada kalarak medreselerde derslere katılmanızı tavsiye ederiz.

Siirt’e bir diğer önemli merkez ise Baykan ilçesinde bulunan Veysel Karani Türbesi’dir. Efsaneye göre, Hz. Muhammed ( S.A.V.) döneminde yaşamış olan Veysel Karani, Hz. Muhammed’i çok görmek istemesine rağmen annesini yalnız bırakamadığından gidip Hz.  Muhammed’i görememiştir. Bunu öğrenen Hz. Muhammed’in Veysel Karani’ye hırkasını gönderdiği rivayet edilir. Türbe, her yıl binlerce yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilir.

Nuh Tufanı, her üç semavi din içinde çok özel bir yeri vardır. Hristiyanlar için Ağrı Dağı, Müslümanlar içinse Cudi Dağı bu nedenle kutsaldır. Baharda özellikle Şırnak ilinde bulunan bu kutsal dağı mutlaka ziyaret etmenizi öneririz.

Musevilik için de bu bölgenin kutsal olduğunu yukarıda, özellikle Şanlıurfa bölümünde belirtmiştik. Ne yazık ki günümüzde işlevini devam ettiren Havra yoktur. Gaziantep’de bulunan Havra restore edilerek Kültür Merkezine dönüştürülmüştür;  Kilis’de bulunan havranın da en kısa sürede restore edilmesi planlanmaktadır.

Mardin, Şırnak ve Kuzey Irak’ta yaşayan bir diğer din ise Ezidi’liktir. Ezidi ile Yezid farklıdır, Ezidilerin İslam dininde yer alan, Hz. Ali’nin oğulları Hz. Hüseyin ve Hz. Hasan’ı Kerbala’da öldüren Yezid ile bir bağı yoktur.

Ezidilerin yol göstericisi olan Yezid Bin İzdiyan ile Emevi Sultanı olan Yezid Bin Muaviye arasında sadece isim benzerliği olduğu söylenmektedir.

Ezidiler Muaviye’nin oğlu Yezid’in peşinden gitmediklerini, kendilerini Allah’a peygambersiz olarak inanan halk anlamına gelen Ezda olarak gördüklerini söylemektedirler. Bu halk, Kuzey Irak Kürtleri arasında Ezidi olarak adlandırılırken Türkçe ve İngilizcede Yezidi olarak adlandırılmaktadır.

Ezidiler kendilerini Allah’ın sevgili kulu olarak görür ve Şeyh Adiy’in vahiy aldığına inanır. Melek Tavus’u ise şeytan olarak değil, Allah’ın doğruyu yanlışı göstermek için gönderdiği bir elçi olarak görürler. Ezidilikte misyonerlik olmadığından pek fazla yayılmamıştır. Bir ibadethaneleri bulunmayan Ezidiler şeyhlerin türbelerini ziyaret ederler.

Ezidiliğin iki kutsal kitabı bulunmaktadır. Bu kitaplarda tek tanrılı dine vurgu yapılırken peygamberlik yoktur. Ezidilikte din değiştirmek yasak ve günahtır. Aynı şekilde sonradan Ezidi olunmaz, Ezidilik doğumla gelen bir özelliktir.

Ezidiler sabah, öğle ve akşam olmak üzere günde üç kez dua ederler. Bunun yanında, Nisan ayının ikinci haftası, ‘Kırmızı Çarşaf Bayramı’ndan önce üç gün oruç tutarlar.