Test yayınındadır. Hataları info [@] mesopotamia.travel adresine bildiriniz.

Işığın Usta'yı Selamladığı Şehir: Siirt

Yüzölçümü:11.003 km²

Nüfus: 320.351

İlçe sayısı: 6

İlçeleri: Aydınlar, Baykan, Eruh, Kurtalan, Pervari, Şirvan.

Denizden yüksekliği: 895 metre

Başlıca geçim kaynakları: Turizm, tarım, hayvancılık, ticaret.

El sanatları: Keçe dokumacılığı, kilim dokumacılığı, bakırcılık.

Siirt'e Türkiye'nin her yerinden karayolu bağlantısı bulunmaktadır.

1998 Yılında hizmete giren Siirt Havalimanı'nda düzenli uçak seferleri mevcuttur.

Ayrıca Kurtalan Express'i ile Siirt'e ulaşabilirsiniz.

Büryan kebabı

Perde pilavı

Siirt köftesi (Kitle)

Bıçak kebabı

Şorbut zahtar (Kekik çorbası)

Şişe şirten - bir çeşit lebeni

Zivzik narı

Taife üzümü

Siirt fıstığı

Siirt tiftik dokuma battaniyesi

Siirt jirkan kilimi

Saçlar için en doğalı: Bıttım sabunu

Dertlere deva Pervari Balı

Sulu, ekşimsi, küçük zivzik narı

Rasulhacar’dan Botan Vadisi’ni seyredin.

Botan Vadisi’ni keşfe çıkın.

21 Mart ve 23 Eylül’de mutlaka Tillo’ya gidin, güneş hadisesine şahit olun.

Sabatların altından geçin, Cas Evleri görün.

Veysel Karani Hazretleri’nin türbesine uğrayın.

Kızgın kuyuda pişirilen Siirt büryanını, perde pilavını, Siirt köftesini yemeden dönmeyin.

Tiftiğin iğ ile elde eğrilmesiyle üretilen ipliklerle dokunan Siirt battaniyesi ve kök boyadan üretilen jirkan kilimi alın.

Siirt fıstığı, Pervari balı ve bıttım sabunu alın.

Bakırcılar Çarşısı’ndan bakır eşyalar alın.

Sık taneli ve ekşimsi tadı olan zivzik narının tadına bakın.

Zanaat, çiftçilik, bahçecilik ve hayvancılığın oldukça gelişmiş olduğu Siirt’te şehre has battaniyelerden fıstığa, endemik nar çeşitlerinden bin bir çiçekle derlenmiş bala kadar birçok ürün yetiştirilip üretilir.

Siirt’in iklimi tiftik keçisi yetiştiriciliğine oldukça elverişlidir. Siirt battaniyesi de tiftik keçisinden elde edilen saf tiftik ile üretilir. Elde edilen tiftik yıkama işleminden sonra iğ ile eğrilerek bükülür ve iplik elde edilir. Daha sonra iplik mahalli tezgâhlarda dokunur, bu dokumalar tarak vurularak işlenir ve Siirt battaniyesi elde edilir.

Siirt battaniyeleri başta krem rengi olmak üzere kahverengi, deve tüyü, siyah ve zeytin rengi gibi renklerden düz veya çeşitli desen ve motiflerle dokunur. Battaniye saf tiftikten yapıldığı için iklime göre ısıyı dengeler.

Zengin doğu kültürünün ürünü olan ve her biri ayrı bir hikâye sonucu ortaya çıkan kilimler ustasının duygularını yansıtır. Siirt kilimleri tamamen yün iplikten dokunur. İplikler kök boya kullanılarak boyanır ve bu doğal boya nedeniyle canlılığını yıllarca korur. Bölgenin en ünlü kilimi “Jirkan Kilimi”dir.

Siirt’teki bakır rezervlerinin bolluğu nedeniyle bakır işlemeciliği de en yaygın el sanatları arasındadır. Bakırcılar çarşısında güğüm, tencere, kazan, tas, tepsi gibi mutfak eşyalarını bulmak hala mümkündür.

Mezopotamya’nın bir şehrini anlatabilmek, dünyayı anlamaktır…

Gerald Maclean, Doğu’ya Yolculuğun Yükselişi

Mezopotamya’nın her bir şehrinde insanlık tarihinin izleri gizli. Hayvanın ilk evcilleştirilmesinden ilk buğday ekimine, bitki türlerinin ıslahından ilk konutlara, kalelere, istilalara, sulha, güçlü devletlere, şehirlerin yönetimine, dinlere, peygamberlere ve medeniyetlere…

Yukarı Mezopotamya’nın saklı şehri Siirt, taşıdığı izleri yüzyıllardır korumayı başarmış. Siirt, Cizira Botan’ın sarp kayalıklarını kendine duvak yapan nazlı bir gelin gibidir…

Siirt adını bir aşk hikayesi süsler…

Oymak beylerinden birinin güzel bir kızı vardır. İstemediği, sevmediği birine verirler onu… Kızın gönlü ise yaylalarda sürülerini otlatan Ali adında bir çobandadır. Kız bir obadan diğer obaya gelin giderken, Siirt’in bulunduğu alanda içli, yanık bir kaval sesi tüm yaylayı ayağa kaldırır. Bu ses, Çoban Ali’nin kavalından gelmektedir. Kız, bir an duvağını kaldırır, atın üzerinden sesin geldiği yere doğru var gücüyle haykırır:

Seğirt Aliiii….Seğirt! Al götür beni…

Yürekten gelen bu sesin ardından bir toz, bir duman, bir fırtına kopar, gelin alayı darmadağın olur. Çoban Ali kır atının üzerinde dörtnala koşar gelir, yavuklusunu terkisine attığı gibi kaybolur uçsuz bucaksız yaylalarda… Onlar muradına ererler. Bir süre sonra gelin alayının dağıldığı yerde bir oba kurulur ve adına “koş” anlamına gelen “Seğirt” derler. Bu ad zamanla Siirt’e dönüşür.

Siirt adının gerçekten nereden geldiği konusunda yapılan araştırmalarda bazı kaynaklarda, Keldani dilinde “kent” anlamına gelen Keert’ten (Kaa’rat) geldiği; kentin adının İslam kaynaklarında Esart, Sairt, Siird, İstahri olarak; Süryani kaynaklarında ise Se’erd olarak geçtiği ortaya çıkmış.

Köklü bir geçmişe sahip olan son yıllarda yapılan araştırmalara göre tarihi 12.000 yıl öncesine dayanan Siirt, kimi zaman mor dağların, yeşil vadilerin arasında küçük bir yerleşim, kimi zaman da önemli bir merkez olmuş.

Siirt ve çevresinde yapılan kazılarda, Halaf, Obeyd, Eski Asur, Hurri-Mitanni, Medler gibi kültürlere ait buluntulara rastlanmış. Kyros ile birlikte Persler’in eline geçen şehir, Büyük İskender’e de kapılarını açmış, Helenistik Dönem’in bölgedeki önemli yerleşimlerinden biri olmuş. Daha sonra kent, Part ve Sasaniler ile Roma arasında önemli bir mücadeleye sebep olmuş.

Süryanilerin Hristiyanlığı kabulünden sonra patriklik merkezi olan kent, 640 yılında İslam ordularının eline geçmiş. Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler, Hasankeyf Artukluları, Zengiler ve Eyyubilerden izler taşıyan kent, en parlak zamanını Botan (Cizre) Emirliği döneminde yaşamış. Mirlerin kudretli zamanlarında önemli bir merkez haline gelen Siirt, o dönemde Diyarbekir, Bitlis, Van, Mardin ve Cizre şehirlerinin arasındaki konumuyla bilim, astroloji ve edebiyat alanlarında yetiştirdiği bilginlerle filizlenmiş.

1540 yılında Osmanlı hâkimiyetine giren, ‘Evliyalar Diyarı’ olarak da bilinen Siirt, belki de doğunun en çok din ve bilim adamı yetiştiren şehirlerinden biridir. Her biri ayrı bir derya, ayrı bir değer olan bu kişilerin makamları günümüzde de Siirt’in inanç dünyasına birer ışık oluyor.

Gezilecek yerler

Önemli bir geçiş noktasıdır Siirt.  Trans Kafkasya ile Aşağı Mezopotamya’yı birleştirir; ayrıca Elam’ın başkenti Sus’dan başlayıp Ege kıyılarındaki Sardes, Efes ve Milet’e ulaşan, MÖ 5. yy.’ da Pers Kralı Darius tarafından onarılan Kral Yolu’nun üzerindedir.

Siirt, bu iki yolun çakıştığı Siirt Akabesi’nde kurulmuş. Bu yüzden de büyük savaşların tanığı olmuş.

Botan Vadisi’nde bulunan, MÖ 9. bin yıldan beri yerleşilen Güzir Höyük, MÖ 8. bin yıldan beri yerleşilen Türbe Höyük; MÖ 3. bin yıla ait, olağanüstü güzellikte bronz mezar hediyelerinin bulunduğu Başur Höyük, Botan Nehri ile Dicle Nehri’nin kesiştiği yerde kurulan ve Geç Roma Dönemi’nden beri önemli bir liman kenti olan Çattepe /Till (Tell Fafan), şehrin ilk akla gelen tarihi değerleridir.

Kormas, Derzin ve Şirvan (Küfe) Kaleleri, Nasreddin Köprüsü gibi köprüleri ile tipik bir posta hanı olan Gerre Hanı ve köprüsü bize bin yılların öyküsünü anlatır; sırlarla dolu geçmişin ipuçlarını verir.

Botan Çayı hayat verir Siirt’e… Mor dağlarla çevrilidir Siirt; bu şehirde dinler, kültürler, töreler, alışkanlıklar birbiriyle kaynaşarak, biri diğerini yok etmeden var olur.

Siirt’in kendine has onlarca güzelliği var. Özel bir harçla yapılan, işçilikleri ve taş oymalarıyla göz dolduran “cas” evleri ve Mardin’in abbaralarını hatırlatan, “sabat” olarak adlandırılan geçitleri sizi geçmişe bir yolculuğa çıkaracak.

Kentin sembolü olan, minaresindeki çini işçiliği ile göz alan görkemli Ulu Camii, ‘Evliyalar Kenti’ olarak anılan kentte adım başı rastlanan türbeler, Türkiye’nin sayılı modern camilerinden olan kent camisi, ilgi çekici İbrahim Hakkı Hazretleri Müzesi de Siirt’te görülmesi gereken yerler arasında.

Siirt, doğanın oldukça cömert davrandığı Botan Vadisi’ne de ev sahipliği yapar. Katıksız Pervari balı, meşhur Siirt battaniyeleri, yaban fıstık ağacından üretilen, her derde deva bıttım sabunu, lezzetli büryan kebabı, perde pilavı, zivzik narı, tayti üzümü, Siirt fıstığı ve daha onlarca değer Siirt’te bulunur.

Siirt’in ilçeleri de birbirinden güzeldir. Eski adı Garzan olan Kurtalan, ulaşılmazı, uzağı çağrıştırır belleklerde… Kurtalan Express, sessiz sedasız taşır yolcuları, adını verdiği istasyona, Kurtalan’a…

Eski adı Tillo olan, Süryanice’de “yüksek ruhlar” anlamına gelen, değerli âlim ve mutasarrıfların yaşamış olduğu Aydınlar; Medler’den beri var olan, gözetleme kuleleriyle bugün bile zamana meydan okuyan Derzin Kalesi’ne sahip Baykan; Urartular dönemini yaşamış, Kiver Kalesi ile ünlü Eruh; Persler ve Makedonyalılar’ı ağırlamış Pervari; Romalılar’dan beri yerleşim yeri olan, narı ile meşhur Şirvan, Siirt’e geldiğinizde sizi ağırlamak için bekliyor…

Son sözü yine de Siirtliler söylüyor…

Siirt, Yukarı Mezopotamya’nın saklı şehri. Cizira Botan’ın sarp kayalarını kendine duvak yapan nazlı gelin. Bitlis ve Van’a doğru çıktıkça asileşen dağların arasında, medeniyetin membasında yeşil bir ülke; beyaz bir kent, her sokağında incelikler saklı olan. Bir şehir, bir tarih, bir kavimler yurdu; Asur’dan Osmanlı’ya, Gordione’den Selahhaddin’in mirasına. Kim anlatabilir ki onu? Bütün söylenceler eksik, bütün tarihler yarım Ksenefon’dan Ebul Faraç’a… İçinde bir ağacı barındıran çekirdeğin sırrına vakıf olmaktır onu anlamak; Sühreverdi’den Sultan Memduh’a şairlerin terkisinde ne kaldıysa.

Garzan orada durur, yanı başınızda; mirî miranlar kudretli bir çağı dolanır gözlerinizin önünde; Botan suyunun kıyısında On Binler ürkek adımlarla evlerine döner Akabe’den; Şirvan’da Silokiler, Sturkalar ve Memedyanlar bir buyruk bekler, yalçın kalelerden; Pervari… Dağlar, sadece dağlar ve bir taraçatı andıran evlerin damlarında kandil alevleri; Sulha Vadisi’nde kırlangıçlar bir semaha döner, bakırcılar çarşısında bir segâh, üstü çamurla örtülen kıyılarda pişer zaman, pişer insan, pişer büryan; Kaletül Üstad’ta bir adam sevdiğine yeni günü müjdeler; Tillo’da yüce ruhlar toplanır ve zkrine düşer rahiyalarla Rabbin. Kurtalan, tren seslerine karışır kuşlar, yollar, yolculuklar. Eruh, dağları kartallara yuva yapan; hep asi, hep gözleri sürmeli bir Bedirhan…